
Mayıs 1938, Piraye ile Nâzım’ın arasına gene “kilometrelerle umut, tonlarla keder” girdi. Nâzım Ankara’da mahkûm, Piraye İstanbul’da mahzun.
29 Mart 1938’de Ankara’da görülen Harp Okulu Davası’nda Askerî Mahkeme Nâzım Hikmet’in 15 yıl ağır hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar verdi. Piraye duyar duymaz “Üzülme,” diye yazdı kocasına, “on beş sene değil yirmi sene de olsa seni beklerim, sevgim azalmadan, cesaretim kırılmadan”. Bir ay sonra, 17 Mayıs tarihli mektubunda ise Nâzım ona para gönderdi diye kızgındı Piraye. Parayı ona geri gönderdi; açıklaması bugün okuyunca iç titretiyor: “Ayın 23’ünde çıkarsan sana para lazım yol için.” Oysa Askerî Yargıtay cezayı onaylayacak ve Nâzım ancak 12 yıl 6 ay sonra çıkacaktı.

1938, Ankara. Nâzım Hikmet’in kol saati.
Nâzım, 24 Mayıs 1938 tarihli mektubunda [88. mektup] Piraye’ye “Kol saatım bozuldu” diye yazdı, “Ben de mekanizmayı çıkardım ve çerçevenin içine sizin resimlerinizi koydum”. Bu, kayışına Piraye’nin adını tırnağıyla kazıdığı saatti.

Nâzım Hikmet'ten Piraye’ye İstanbul, Silivri’de Erkin Gemisi’nden yollanan tarihsiz mektubun zarfı. Zarfın üzerindeki adres Nişantaşı (Vali Konağı Caddesi, Selçuk Apartmanı No: 3) iken Erenköy Şerafet Sokak No: 18 olarak düzeltilmiş.
1938 yılı haziran ayında Piraye Nişantaşı’ndaki evini dağıtıp Erenköy’e, ablası Fahamet’in evinde oturan annesinin yanına taşındı.

1939 Mayıs, İstanbul, Erenköy. Nâzım bir ay süren özgürlük döneminde, Misket’in şaraphaneden bozma evinin önünde Memet Fuat ile.
Nâzım Hikmet 1939 yılında Adli Tıp raporuyla altı ay için cezası ertelenip tahliye edildi. Mayıs ayında dışardaydı. Bir ay sonra yeniden muayeneye çağrıldı ve hasta olmadığı anlaşılarak İstanbul Tevkifhanesi’ne geri gönderildi.

1940, Çankırı. Cezaevi avlusunda “sıcak bir duvar dibinde” Nâzım, Piraye ve Kemal Tahir yan yana oturmuş. Piraye’nin “kırmızı ve kocaman / muşamba torba”sı ayaklarının dibinde.
Nâzım Hikmet 1940 Şubat’ından beri Kemal Tahir’le Çankırı’daydı; Dr. Hikmet [Kıvılcımlı] ile birlikte üçü aynı koğuşu paylaşıyorlardı. Nisan sonunda Piraye de Çankırı’ya geldi, temmuza kadar iki ay kaldı. 1940 Mayıs ve Haziran ayları kâh avluda duvar dibinde oturarak, kâh Gazalî’den rubailer okuyarak, hanım eli değmiş ev yemekleriyle beslenerek, bazen iki dirhem bir çekirdek poz vererek, bazen de İstanbullu misafirleri kabul ederek geçti.

1940, Çankırı. Cezaevinde Nâzım Hikmet’in Dr. Hikmet [Kıvılcımlı] ve Kemal Tahir’le paylaştığı koğuşta Nâzım, yatağına uzanmış, Mehmet [Memet Fuat] ve Piraye ile sohbette.

1940, Çankırı. Cezaevi avlusunda mahkûmla karısı yan yana.
1940’ın iki ayında kesilen mektuplar Piraye’nin İstanbul’a dönüşüyle yeniden başladı. Ardından şiirler sökün etti… “Saat dört, / yoksun” diye başlarken biri, “Aslolan hayattır… / Beni unutma Hatçem…” diye bitiyordu diğeri.

1940, Çankırı. Cezaevinde Nâzım Hikmet’in yaptığı Piraye portrelerinden dördü.
Nâzım, Çankırı’dan Piraye’ye yazdığı şiirlerinden ilkinde “O kadar resmini yaptım senin / bana birini bırakmadın” diye sitem etti. Resim yapmaya düşkünlüğü Çankırı’da patlak verip Bursa’da yoğunlaşarak devam edecekti.

1941, Bursa. Nâzım Hikmet, Piraye’nin bu portresini eski bir fotoğraftan tuvale geçirdi.
Nâzım Hikmet, Aralık 1940’ta Bursa Cezaevi’ne nakledildi. İstanbul’da başlayıp Çankırı’da geliştirdiği yağlıboya, pastel, guvaş, karakalem resim yapmayı Bursa’da da sürdürdü. Mahkûm arkadaşlarının portrelerini de yaptı, manzaralar da. Aşk ve kavga şiirleri yazdı, çevirilerden başını kaldıramadı. Dokuma tezgâhı işletti. O mahpus arkadaşlarıyla ipekli, pamuklu çarşaf, havlu, peştamal, örtü, gömlek dokurken, Piraye Erenköylü, Çamlıcalı dostlarıyla bunları satmaya koyuldu.

1941, 11 Nisan, Bursa, Servinaz Oteli. Nâzım, Piraye, ablası Fifi, kardeşi Selma ve Taşkın [“Ayşe’nin Mektupları” şiirindeki Leylâ] otel odasında.
Piraye fırsat buldukça, para denkleştirdikçe Bursa’ya Nâzım’ı görmeye gitti, ama yalnız ama çoluk çocuk, ahbap kardeş bir arada. Genelde Altunizadeliler, Erenköylüler yalnız bırakmadı Piraye’yi. Nâzım banyo iznine çıkabilirse ne âlâ, dışarda buluşabildiler, Mahmudiye Oteli’nde ya da Servinaz Oteli’nde cümbür cemaat bir araya gelip hasret giderdiler, ama iznin çıkmadığı zamanlar da oldu.

1943, Bursa. Nâzım’ın izinli çıkabildiği bir günün iki hatırası.
Bursa’da, “939’da İstanbul’da tevkifanede” başladığı Memleketimden İnsan Manzaraları’nı işlemeye devam etti. Ama saat 21 oldu mu… “Saat 21’den sonra senden başka hiçbir şey düşünmüyorum ve 21 ile 22 arasında bir saat sana şiir yazıyorum. Bunların adını ‘Piraye için yazılan Saat 21-22 Şiirleri’ koydum.” Çok daha fazla sayıda yazılma niyetiyle başlayıp 23 adette kalan Rubailer gibi Saat 21-22 Şiirleri de tamamlanamadı, 32 adette kaldı.

Piraye ile Nâzım beraber geçirdikleri yirmi bir yılın 1/3’üne rastgelen bir görüş gününde, bir görüş yerinde...
1929’dan 1950’ye yirmi bir yıl eder. Piraye ile Nâzım 21 yılın 14 yılında aynı çatı altında değildi. Araya kilometrelerle hasret girince iş mektuplara kaldı. Piraye sakladı. Nâzım’ın mektupları da mektuplarla yollanan şiirleri de Piraye sayesinde okundu, okunuyor, okunacak. Ya onun yazdıkları? Nâzım Piraye’ye soruyor: “Nasıl oluyor da iki sayfanın içine, kocana yazdığın bir mektubun içine bütün bir dünya ve insanlık davasını, bu kadar kolay, bu kadar rahat, bu kadar doğru, bu kadar güzel ve samimi sığdırabiliyorsun?” İnsan Piraye’nin mektuplarını merak ediyor. Bunun için Memleketimden İnsan Manzaraları’nın üçüncü cildinin son pasajlarına bakılabilir; “Ayşe’nin Mektupları”, Nâzım’ın tasnif edip şiire geçirdiği Piraye’nin mektuplarıdır.

1950, Bursa. Nâzım Hikmet’ten Piraye’ye 578. mektup.
Nâzım’ın 1950 yılının ilk günlerine tarihlenebilecek 578. mektubu Piraye’ye yazdığı son şiiri de taşır: “Hasretliğin on ikinci yılı bu / on ikinci yılı / Gönül ağzına kadar dolu / Sen diyorum İstanbul geliyor aklıma / İstanbul diyorum sen / Sen şehrim kadar güzelsin / şehrim senin kadar acılı.” 30 Mart 1950 tarihli, açlık grevine gireceğini bildiren son mektubundan önceki tarihsiz 580. mektubunda ise Saat 21-22 Şiirleri’nin başına koyduğu 1944 tarihli şiirden iki dize yer alır: “İçimde ikinci bir insan gibidir / seni sevmek saadeti.”

1951, İstanbul. Nâzım Hikmet’ten Memet Fuat’a 53. ve son mektup.
Piraye ile Nâzım birbirlerini son kez 16 Nisan 1950’de Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’nde gördüler. 23 Mart 1951’de Piraye ile Nâzım Kadıköy Asliye 2. Hukuk Yargıçlığı’nın kararıyla boşandılar. Mahkemede yalnız avukatlarıyla Kemal Sülker vardı. Piraye boşandıklarında 45 yaşındaydı. Memet Fuat, Gölgede Kalan Yıllar’da, annesine “tekrar evlenmeyi düşünmüyor musun” diye sorduğunda aldığı yanıtı yazar: “Nâzım’ın üstüne başkasıyla yaşayamam…”